Genelkurmay Başkanı’nın “dinlenmesi” ve oluşturulan kasetin piyasaya sürülmesi, “geçiştirilecek” bir durum değildir elbette...
Bu dinleme “nerede” tespit edildi!?.
Çok önemlidir...
Ya “içeride”, ya da “dışarıda” yapılan bir tespit..
Başbuğ, elbette, “konuştuğu” mekanı biliyor ve muhtemelen “sızma” konusunda da gerçek bilgilere sahiptir. Hatta, “sızmayı” sağlayanı da “nokta” olarak bilmektedir. Ama elbette biz bunları bilemiyoruz ve tahmin yürütüyoruz..
Başbuğ’un konuşmasının bir bölümü şöyle;
“Bilgi sızmaları oluyor maalesef, efendim Silahlı Kuvvetler’de hiç bilgi sızması olmaz. Olur. Yani maalesef olur. Niye? Maalesef çürükler yüzünden. Ama işte zarar. O zaman bu şekilde olan arkadaşları, sizin iyi tespit etmeniz lazım. Tabur komutanlığının, sizin sorumluluğunuzda...”
Bu sözlerde bir “tabur” vurgusu var.
Konuştuklarınıza “taburunuza sahip çıkın” uyarısı söz konusu ise, bu “o seviyede bir konuşma” mekanıdır denilebilir...
O zaman akla gelen şu. Başbuğ, “tabur komutanları” ile konuşurken “içeride” dinlemeye düştü. Sesi, ya “çürüklerce” kayda alınıp servis edildi, ya da, konuştuğu mekan dinleniyordu.
Genelkurmay açıklaması; “Yapılan ilk incelemede, söz konusu ses kaydının, Sayın Genelkurmay Başkanı’nın yurtdışında askerî personele yapmış olduğu bir konuşmadan yararlanılarak düzenlendiği anlaşılmıştır” şeklinde...
Yani “kayıt dış imalat!..”
Orgeneral Başbuğ, en son yurt dışı gezisini 26-27 Ocak’ta NATO Askeri Komite Toplantısı’na katılmak için Brüksel’e yapmıştı...
Başbuğ, belirttiğim gibi “konuşmayı” nerede yaptığını elbette biliyor... Genelkurmay “dış kaynak” verdiğine göre ve “hedef saptırma” yoksa, Başbuğ’u dinleyen-kayıt eden “düşman” profili ortadadır...
Brüksel’de “dar alanda” yapılan konuşmayı “kayıt-servis” eden “çürük” ihtimali zayıftır... Ama o zaman durum şudur. Türk Genelkurmay Başkanı, Türkiye siyaseti gereği takibe alınmış, konuşmaları elde edilmiş ve “malzeme” haline getirilmiştir.
Bunu Brüksel’de yapabilecek güç bellidir. Malum “gizli servis” organizasyonu...
NATO Konferansına katılmak üzere Brüksel’e giden Başbuğ burada, “düşmanca” biçimde ve NATO gölgesinde saldırıya uğramışsa, sonuç için yapılacak değerlendirmenin boyutu geniştir.
Meseleye, “Afganistan’a ABD uğruna gönderilecek asker, bölgedeki enerji hatları, Karadeniz’e ABD limanı, Kürt Devleti boyutunda bakmak gerekir.”
İlker Başbuğ’un sözlerine bakalım.
“Son bir iki yıldır, gördüğümüz TSK’ya karşı yürütülen faaliyetler. Herkes gibi ben de doluyum, ama belki herşeyi biraz daha bilen birisi olarak dimdik olacağız, dimdik duracağız fakat her şeyin bir zamanı var. Artı biz ne yapıyoruz, tabi, ki asimetrik psikolojik harekat unsurları gerçekten ayrıntılı, kapsamlı olarak biliyoruz, bu basit de değil. Ha burda benim görevim ne, her defasında çıkıp ortaya şikayet etmek, şimdilik ortaya şikayet ediyoruz. Makamlar şikayet makamları değil, olayları uzaktan seyrediyoruz anlamına gelmez, tamam mı? Tabii ki her şeyin zamanı, yordamı, herşeyi herkes bilmez.”
Asker, olanın bitenin ayrıntılı olarak farkında. “...her şeyin bir zamanı var. ... olayları uzaktan seyrediyoruz anlamına gelmez” sözleri anlamlıdır...